İçindekiler
Uyanan Avrupa ve Sarsılan Osmanlı
Sevgili arkadaşlar, 8. sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersimizin ilk ünitesine hoş geldiniz! Bu ünitede, büyük bir imparatorluğun zorlu günlerine ve bu zorlukların içinden bir liderin, Mustafa Kemal Atatürk’ün nasıl doğduğuna tanıklık edeceğiz. Ama önce, o kahramanın doğduğu dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamamız gerekiyor. Gelin, 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı Devleti ve Avrupa’da neler olduğuna bir göz atalım.

Avrupa Uyanıyor, Güçleniyor
Bir zamanlar üç kıtaya yayılan ve gücünün zirvesinde olan Osmanlı Devleti, 16. yüzyılın sonlarından itibaren yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başladı. Biz içeride sorunlarla boğuşurken, Avrupa’da ise büyük değişimler yaşanıyordu. Peki, Avrupa’yı bu kadar güçlendiren neydi?
- Aydınlanma Çağı ve Fransız İhtilali (1789)
Avrupa’da 18. yüzyılda akıl, deney ve gözlemin ön plana çıktığı Aydınlanma Çağı yaşandı. Montesquieu, Voltaire ve Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve insan hakları gibi fikirleri yaydılar. Bu fikirler, Fransa’da kralın mutlak gücüne, soyluların ve rahiplerin ayrıcalıklarına dayanan düzene karşı büyük bir tepki doğurdu. Ağır vergiler altında ezilen halk, 1789’da Paris’te Bastil Hapishanesi’ni basarak isyanı başlattı.
Fransız İhtilali’nin Sonuçları ve Osmanlı’ya Etkisi:
- Tüm dünyaya demokrasi, özgürlük, eşitlik ve insan hakları gibi kavramlar yayıldı.
- En önemlisi de milliyetçilik akımı ortaya çıktı. Bu akım, “her milletin kendi devletini kurması gerektiğini” savunuyordu.
- İşte bu milliyetçilik fikri, Osmanlı gibi çok uluslu (Rum, Sırp, Bulgar, Ermeni vb.) bir yapıya sahip imparatorluklar için adeta bir “dinamit” etkisi yaptı. Milliyetçilikten etkilenen azınlıklar, Avrupalı devletlerin de kışkırtmasıyla kendi devletlerini kurmak için isyan etmeye başladılar.
- Sanayi İnkılabı ve Sömürgecilik
18. yüzyılda İngiltere’de başlayan ve sonra tüm Avrupa’ya yayılan Sanayi İnkılabı, üretimde kol gücünün yerini makinelerin almasıdır. Buhar gücüyle çalışan dev fabrikalar kuruldu, üretim inanılmaz bir hızla arttı ve kolaylaştı.
Sanayi İnkılabı’nın Sonuçları ve Osmanlı’ya Etkisi:
- Fabrikalarda üretim yapabilmek için iki şeye ihtiyaç vardı:
ham madde (kömür, demir, pamuk vb.) ve üretilen ürünleri satacak yeni pazarlar.
- Bu ihtiyaç, sanayileşen Avrupalı devletleri, dünyanın zayıf kalmış bölgelerindeki (özellikle Afrika ve Asya) yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ele geçirmeye itti. İşte biz buna
sömürgecilik diyoruz.
- Osmanlı Devleti bu durumdan çok kötü etkilendi. Avrupa’nın ucuz fabrika malları, kapitülasyonlar (yabancılara tanınan ticari ayrıcalıklar) yüzünden ülkemize kolayca girdi ve bizim küçük el tezgahlarımız bu rekabete dayanamayarak bir bir kapandı. Devletimiz, Avrupa’nın
açık pazarı haline geldi.
- Ekonomik olarak çöken Osmanlı, Avrupalı devletlerden yüksek faizle borç para almaya başladı. Bu borçlar ödenemeyince, alacaklı devletler 1881’de
Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) adında bir teşkilat kurarak en önemli gelir kaynaklarımıza el koydular. Böylece Osmanlı Devleti, ekonomik bağımsızlığını da kaybetmiş oldu.
- Fabrikalarda üretim yapabilmek için iki şeye ihtiyaç vardı:
Dağılmayı Önleme Çabaları: Fermanlar, Meşrutiyet ve Fikir Akımları
Peki, yöneticilerimiz ve aydınlarımız bu kötü gidişatı durdurmak için hiçbir şey yapmadılar mı? Elbette yaptılar. Devleti dağılmaktan kurtarmak için çeşitli adımlar atıldı.
a. Demokratikleşme Adımları
- Tanzimat Fermanı (1839): Padişah, kendi gücünün üstünde bir kanun gücü olduğunu ilk kez kabul etti. Amacı, hem azınlık isyanlarını durdurmak hem de Avrupalıların iç işlerimize karışmasını engellemekti. Bu fermanla Müslüman ve gayrimüslim herkesin can, mal ve namus güvenliği devlet garantisi altına alındı.
- Islahat Fermanı (1856): Tanzimat’ın devamı niteliğindedir. Gayrimüslimlere Müslümanlarla tam bir eşitlik getirilerek devlete bağlılıklarını artırmak hedeflendi. Ancak ne Tanzimat ne de Islahat fermanları, azınlıkların ayrılıkçı hareketlerini durdurmaya yetmedi.
Meşrutiyet’in İlanı: Jön Türkler (Genç Osmanlılar) olarak bilinen aydınlar, kurtuluşun bir anayasa hazırlanarak halkın da yönetime katıldığı meşrutiyet rejimine geçmekle mümkün olacağını savundular.
- I. Meşrutiyet (1876): Sultan II. Abdülhamit, Türk tarihinin ilk anayasası olan
Kanun-ı Esasi‘yi ilan etti ve halkın temsilcilerinden oluşan Mebusan Meclisi açıldı. Böylece halk, ilk defa yönetime katılma hakkı elde etti. Ancak Padişah, Osmanlı-Rus Savaşı’nı (93 Harbi) bahane ederek meclisi kapattı.
- II. Meşrutiyet (1908): Meşrutiyet yanlısı subayların örgütlendiği İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, Enver Bey gibi subayların önderliğinde Rumeli’de başlattığı isyan, Padişah II. Abdülhamit’i meşrutiyeti yeniden ilan etmeye zorladı.
- I. Meşrutiyet (1876): Sultan II. Abdülhamit, Türk tarihinin ilk anayasası olan
b. Devleti Kurtarmaya Yönelik Fikir Akımları
Bu çalkantılı dönemde aydınlar, devleti kurtarmak için dört ana fikir etrafında toplandılar:
- Osmanlıcılık: Dili, dini, ırkı ne olursa olsun, sınırlar içinde yaşayan herkesi “Osmanlı” kimliği altında birleştirmeyi amaçladı. Tanzimat, Islahat ve Meşrutiyet bu fikrin ürünleriydi. Ancak azınlıkların isyan etmeye devam etmesiyle bu fikir başarısız oldu.
- İslamcılık (Ümmetçilik): Bütün Müslümanları Padişah (Halife) etrafında birleştirmeyi hedefledi. Özellikle II. Abdülhamit döneminde devlet politikası oldu. I. Dünya Savaşı’nda bazı Arap Müslümanların Osmanlı’ya karşı savaşmasıyla bu fikir de geçerliliğini yitirdi.
- Batıcılık: Kurtuluşun, Batı’nın bilimini, teknolojisini ve yönetim anlayışını almaktan geçtiğini savundu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda etkili olan akımlardan biridir.
- Türkçülük: Dünyadaki bütün Türkleri bir bayrak altında toplamayı amaçlayan bu fikir, zamanla Osmanlı sınırları içindeki Türklerin milli bilincini uyandırmaya dönüştü. İttihat ve Terakki ile güçlendi. İşte bu fikir,
Mustafa Kemal’in de benimsediği ve Milli Mücadele’nin temelini oluşturan, sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayan fikir akımı olmuştur.
Unutmayalım ki tüm bu olaylar yaşanırken, Selanik’te bir kahraman doğuyordu. İşte bir sonraki dersimizde, Mustafa Kemal’in bu fırtınalı ortamda geçen çocukluğunu ve gençliğini inceleyeceğiz.